ERP sistemlerinin yapay zekâyla birlikte nasıl değiştiğini, veri kalitesinin ve yetkilendirmenin bu dönüşümdeki rolünü PRODA Kurucusu Erkan Ahtagil ile konuştuk. Ahtagil, mevcut yazılım yatırımlarından yararlanarak yapay zekâyı iş süreçlerine katmanın yollarını, üretim işletmelerinin ihtiyaçlarını ve PRODA’nın Avrupa planlarını anlattı.
Prowess: ERP projelerindeki deneyiminizden hareketle, Türkiye’de kurumsal yazılım dünyasının geçirdiği dönüşümü nasıl değerlendiriyorsunuz? Bugün hangi eşikteyiz?
Erkan Ahtagil: Bu dönüşümü üç evrede okuyorum.
İlk dönem kayıt dönemiydi. Şirketler dijitalleşmeyi büyük ölçüde yazılım satın almakla eş tuttu ve ERP birçok kurumda gelişmiş bir muhasebe programı gibi konumlandı.
İkinci dönem görünürlük dönemiydi. e-Fatura, e-Defter gibi e-dönüşüm uygulamaları süreçleri zorunlu olarak dijitale taşırken, iş zekâsı araçlarının yaygınlaşmasıyla yöneticiler de şirket verilerini daha bütüncül ve görsel biçimde izlemeye başladı.
Bugün ise üçüncü evrede, yani karar dönemindeyiz. Şirketlerin elinde hiç olmadığı kadar fazla veri var; ancak bu veri artışı aynı ölçüde netlik ve karar kalitesi üretmiyor. Artık temel mesele veriye ulaşmak değil, veriye güvenebilmek ve o güvenle doğru karar alabilmek.
Bundan sonraki adımda kurumsal sistemler yalnızca geçmişi gösteren yapılardan, geleceğe ilişkin öneriler geliştiren ve aksiyon alabilen yapılara dönüşecek. Bu geçişi doğru yöneten şirketler önemli bir rekabet avantajı elde edecek.
Prowess: Şirketlerin ERP’den beklentileri nasıl değişiyor? Yapay zekâ, ERP’nin kullanımını ve karar süreçlerindeki rolünü nasıl dönüştürecek?
Erkan Ahtagil: Beklenti, veriyi saklayan bir sistemden veriyi yorumlayan bir sisteme doğru kayıyor. Bunun ilk etkisini iki alanda görüyoruz.
Birincisi sorgulama. Yönetici, hazır bir raporu beklemek yerine sorusunu doğal dille sorabilecek ve yanıtı kendi ERP verisinden alabilecek.
İkincisi öneri ve öngörü. Yapay zekâ ajanları, insanın günlük operasyon içinde gözden kaçırabileceği sapmaları fark ederek talep tahmini, nakit akışı riski, stok seviyesi veya tedarikçi performansı gibi konularda önceden uyarılar ve öneriler üretebilecek.
Ancak burada önemli bir ayrım var: Yapay zekâ ERP’nin yerini almıyor; ERP’nin kullanım biçimini değiştiriyor.
ERP sistemleri varlığını sürdürecek; ancak yalnızca veri girilen ve rapor alınan sistemler olmaktan çıkıp yapay zekâ araçlarıyla daha kolay iletişim kuran yapılara dönüşecek. Bu nedenle ERP’lerin güvenli ve standart bağlantı yöntemlerini desteklemesi giderek daha önemli hâle geliyor.
ERP şirketin kurumsal veri ve süreç altyapısı, yani bir anlamda sinir sistemi olmaya devam edecek. Yapay zekâ ise bu yapının üzerinde çalışan ve veriyi anlamlandırarak karar mekanizmasını destekleyen beyin katmanı olacak.
Prowess: Yapay zekâ yaklaşımınızda Gateclave’in yeri nedir? Bir şirketin mevcut ERP sistemiyle nasıl çalışıyor?
Erkan Ahtagil: Kurumsal yapay zekânın, analiz yapmanın ve soruları yanıtlamanın ötesine geçerek öneri sunan, aksiyon alan ve onay süreçlerine katılan bir yapıya doğru ilerlediğini görüyoruz.
Ancak yapay zekâya ne kadar fazla yetki verirseniz, güvenlik, doğruluk ve kurumsal hafıza konusu da o kadar kritik hâle geliyor.
Bir şirketin hafızası yalnızca ERP verilerinden oluşmuyor. CRM sistemleri, e-postalar, Excel dosyaları, WhatsApp yazışmaları, kalite dokümanları ve prosedürler de bu hafızanın parçası. Yazılı olmayan yönetim ilkeleri ve müşteriyle çalışma biçimleri de var.
Bunların tamamını tek tek tanımlamak zaman alıyor. Özellikle deneyime dayanan bilgileri kurallara dönüştürmek her zaman kolay olmuyor.
Gateclave, yapay zekâ ile kurumun veri kaynakları arasında güvenlik ve yetkilendirme katmanı oluşturuyor. ERP, CRM ve dokümanlar gibi kaynaklara bağlanıyor; kullanıcıların soruları ve geri bildirimleri de kurumun çalışma biçimini anlamasına katkı sağlıyor.
Kurumsal hafızaya eklenecek geri bildirimler önce onaya sunuluyor, onaylananlar bilgi tabanına alınıyor. Böylece yanıtların kurumun çalışma biçimine daha uygun hâle gelmesi amaçlanıyor. Sistem, tanımlı yetki ve onay mekanizmaları çerçevesinde işlem de yapabiliyor. Bir başka kullanım alanı, göreve yeni başlayan yöneticilerin kurumun geçmiş kararlarına ve çalışma biçimine erişerek uyum sürecini hızlandırması.[ED1]
Pratikte üç temel işlevi var:
Birincisi, çalışanların kendi yetkileri dâhilindeki verilere doğal dille erişmesini sağlıyor.
İkincisi, yapay zekâ ajanlarının tanımlanmış iş süreçlerini yürütmesine imkân veriyor. Sipariş takibi, tedarikçi mutabakatı veya uygunsuzluk raporlarının değerlendirilmesi gibi işlemler buna örnek verilebilir.
Üçüncüsü, bu işlemleri kurumun yetkilendirme yapısı içinde yürütmesi. Kullanıcının yalnızca erişmeye yetkili olduğu bilgiyi görmesi esas alınıyor.
Her yapay zekâ çağrısı yetki ve politika kontrolünden geçiyor, denetim kaydına alınıyor. Okuma işlemleriyle sistemi değiştiren işlemleri ayırıyoruz. Silme veya iptal gibi işlemlerde onay isteniyor ve kullanıcı kendi talebini onaylayamıyor. Örneğin bir ajanın sipariş iptal talebi, yetkili yöneticinin değerlendirmesine sunuluyor; karar gerekçesiyle birlikte kaydediliyor. İşlemleri önce deneme modunda görmek ve gerektiğinde ajan faaliyetlerini durdurmak da mümkün.
Prowess: Kurumsal yapay zekâ projelerinin pilot aşamasından günlük kullanıma geçmesini zorlaştıran etkenler neler? PRODA bu konuda nasıl bir yaklaşım izliyor?
Erkan Ahtagil: Sahada gördüğümüz en büyük engel çoğu zaman maliyet değil, veri altyapısı.
Birçok kurum yapay zekâ yatırımı yapmak istiyor ancak verileri dağınık, tutarsız veya yeterince güvenilir değil. Oysa yapay zekâ dönüşümünün temelinde veri dönüşümü yatıyor. Güvenilir olmayan veriyle çalışan bir yapay zekâ sistemi yalnızca hatalı sonuçları daha hızlı üretebilir.
İkinci önemli sorun, projelerin bir iş probleminden değil teknolojinin kendisinden yola çıkması.
“Bizim de bir yapay zekâ projemiz olsun” düşüncesiyle başlayan projeler çoğu zaman ölçülebilir bir iş hedefine bağlanmadıkları için pilot aşamasını geçemiyor.
Bizim yaklaşımımız bu nedenle üç adımlı.
Öncelikle ERP ve diğer kurumsal sistemlerdeki verinin güvenilir ve kullanılabilir hâle gelmesini sağlıyoruz. Ardından etkisi net biçimde ölçülebilecek tek bir kullanım senaryosuyla başlıyoruz. Bu senaryoda somut sonuç elde ettiğimizde sistemi başka süreçlere ölçekliyoruz.
Örneğin bilişim sektöründeki bir müşterimizde stok optimizasyonuyla başladık. Böyle bir başlangıç, projenin etkisini belirli bir süreç üzerinden değerlendirmeyi sağlıyor.[ED2]
Yapay zekâ dönüşümünü büyük ve belirsiz bir teknoloji projesi olarak değil, ölçülebilir iş sonuçları üreten adımlar bütünü olarak görüyoruz.
Prowess: ERP portföyünüzde yer alan Trophy ERP’yi hangi şirketler için uygun görüyorsunuz? Yapay zekâ çağına nasıl hazırlanıyor?
Erkan Ahtagil: Trophy ERP’yi, süreçlerini hazır bir kalıba sokmak istemeyen şirketler için konumlandırıyoruz.
Her işletmenin çalışma biçimi ve operasyonel ihtiyaçları farklı. Trophy’nin parametrik mimarisi, şirkete özel iş akışlarının sistem içinde tasarlanmasına imkân veriyor. Üretim, finans, satış ve insan kaynakları gibi alanları aynı yapı içinde ele alabiliyoruz.
Kurumsal tarafta özellikle iki özellik öne çıkıyor.
Yetkilendirme yapısı modül seviyesinden tek bir veri alanına kadar indirilebiliyor ve sistem üzerinde yapılan değişiklikler kayıt altına alınabiliyor. Bu da kurumların denetim ve izlenebilirlik ihtiyaçları açısından önemli bir avantaj sağlıyor.
Bulut ve yerinde kurulum seçenekleri bulunuyor. Çoklu dil desteği de uluslararası operasyonları olan şirketler açısından önem taşıyor.
Yapay zekâ tarafında Trophy’yi hazırladığımız alanlardan biri MCP (Model Context Protocol) altyapısı. Bu açık protokol, yapay zekâ araçlarıyla kurumsal sistemler arasında bağlantı kurulmasına yardımcı oluyor. Trophy’de bu bağlantıyı tanımlı yetkiler çerçevesinde ele alıyoruz.
Gateclave ile kullanıldığında ise yalnızca veri sorgulayan değil, Trophy içerisindeki süreçler üzerinde kontrollü olarak işlem gerçekleştirebilen yapay zekâ ajanları devreye girebiliyor.
Bizim yaklaşımımızda doğru ERP, kullanılan teknolojiden önce şirketin büyüme stratejisine ve süreç yapısına göre belirleniyor.
Prowess: Üretim yönetimi platformu Factori’yi hangi ölçekteki işletmeler ve hangi ihtiyaçlar için konumlandırıyorsunuz?
Erkan Ahtagil: Factori’yi özellikle imalatçı KOBİ’lerin ihtiyaçları için konumlandırıyoruz.
Hedef kitlemiz; süreçlerinin önemli bir bölümünü hâlâ kâğıt, Excel veya birbirinden kopuk uygulamalar üzerinden yöneten, butik veya siparişe dayalı üretim yapan işletmeler.
Bu şirketler dijital dönüşüme başlamak istiyor ancak kapsamlı bir ERP projesinin maliyetini, süresini ve organizasyonel yükünü her zaman göze alamıyor.
Factori’yi proje bazlı üretim yönetimine odaklanan bir sistem olarak konumlandırıyoruz. Talep ve tekliften siparişe, satın alma taleplerinden iş emirleri, reçeteler ve kalite onaylarına kadar üretimin ana akışını kapsıyor. Proje takvimi, tezgâh yoğunluk analizleri ve yönetim panoları üzerinden işlerin durumu izlenebiliyor.
Tipik bir örnek düşünelim: Siparişlerini Excel’de, iş emirlerini kâğıt üzerinde takip eden bir makine imalatçısında, hangi siparişin hangi tezgâhta beklediğini öğrenmek için çoğu zaman üretim sahasına inmek gerekiyor. Factori ile tekliften sevkiyata kadar her siparişin durumu tek ekranda görünür hâle geliyor ve teslim tarihini tehlikeye atan gecikmeler önceden fark edilebiliyor.
Web tabanlı ve mobil uyumlu bir yapıya sahip. Bulut modeliyle veya yerinde kurulumla devreye alınabiliyor ve mevcut ERP sistemleriyle entegre çalışabiliyor.
Biz Factori’yi, üretim süreçlerini dijital ortamda yönetmeye başlamak isteyen işletmeler için bir başlangıç noktası olarak görüyoruz.
İşletme büyüdükçe ve ihtiyaçları çeşitlendikçe, Trophy ERP gibi daha kapsamlı bir sisteme geçiş de gündeme gelebiliyor.
Prowess: Avrupa açılımınızda neden Finlandiya’yı tercih ettiniz? Türkiye’deki deneyiminizi bu pazara nasıl taşımayı planlıyorsunuz?
Erkan Ahtagil: Finlandiya’yı dijital olgunluğu yüksek, teknoloji kullanımının günlük iş süreçlerine yerleştiği bir pazar olarak görüyoruz. Görüştüğümüz şirketlerde veri güvenliği, şeffaflık ve iş sürekliliği beklentileri öne çıkıyor.
Bu nedenle Finlandiya’yı yeni müşterilere ulaşmanın yanı sıra çözümlerimizi bu beklentiler doğrultusunda geliştirebileceğimiz bir pazar olarak değerlendiriyoruz. İleride Finlandiya merkezli yapılanmamız üzerinden İngiltere gibi pazarlara da açılmayı hedefliyoruz.
Aalto Üniversitesi gibi üniversitelerle iş birliği olanaklarını da değerlendiriyoruz.
Finlandiya’da önceliğimiz orta ölçekli dağıtım ve hizmet şirketleri.
Bu şirketler bir taraftan global standartlarda süreç ve teknoloji kullanmak isterken diğer taraftan büyük danışmanlık organizasyonlarının maliyet ve operasyonel ağırlığından kaçınabiliyor.
Avrupa açılımında veri gizliliği ve yapay zekâ kullanımında insan gözetimi konularını da önemsiyoruz. Gateclave’deki yetkilendirme, onay ve denetim kaydı mekanizmalarını bu beklentiler doğrultusunda geliştiriyoruz.
Türkiye ile Finlandiya arasında iş yapış kültürü açısından belirgin farklılıklar var.
Gözlemlerimize göre Finlandiya’da şirketlerin standart süreçlere uyum sağlama eğilimi daha yüksek. Karar süreçleri genellikle daha katılımcı ve uzlaşmaya dayalı ilerliyor. Bu nedenle karar alma süreci zaman zaman daha uzun olabiliyor ancak alınan kararların organizasyon genelinde sahiplenilmesi güçlü oluyor. Veri gizliliği, belgelendirme ve şeffaflık konuları da son derece önemli.
Türkiye’de çalıştığımız şirketlerde ise karar süreçleri çoğu zaman daha hızlı ilerliyor. Şirketler kullandıkları sistemlerin kendi iş yapış biçimlerine uyarlanmasını bekliyor ve esneklik talebi oldukça yüksek. Değişken ekonomik koşullar ve sık güncellenen mevzuat da kurumsal sistemlerin hızlı biçimde uyarlanmasını gerektiriyor.
Türkiye’de farklı sektörlerde, sürekli değişen koşullar altında proje yürütmüş olmak bize önemli bir çeviklik kazandırdı.
Hedefimiz, Türkiye’de edindiğimiz bu çevikliği Finlandiya’daki süreç ve belgelendirme beklentileriyle birleştirmek. Türkiye’deki geliştirme ve danışmanlık ekibimiz de bu yapılanmayı destekleyecek.
Prowess: ERP’lerin geleceğinde kullanıcıların rolü nasıl değişecek? PRODA’nın önümüzdeki dönem için hedefleri neler?
Erkan Ahtagil: Bugün ERP’yi modülleri ve ekranlarıyla tarif ediyoruz; sistemin nasıl çalıştığını öğrenmesi gereken taraf insan. Önümüzdeki dönemde bu denklem tersine dönecek: Sistem, kullanıcının ne yapmak istediğini anlayacak ve gerekli adımları kendisi yönetecek.
Modüller, veri ve iş kuralları ERP’de kalmaya devam edecek; ancak kullanıcıyla sistem arasındaki etkileşimi yapay zekâ ajanları yönetecek. Stokları ve tedarikçileri sürekli izleyen bir satın alma ajanı, nakit akışı riskini önceden gören bir finans ajanı ya da makine arızasında üretim planını yeniden kuran bir planlama ajanı bunun ilk örnekleri olacak.
Bu yapıda insan ortadan kalkmıyor; operatör olmaktan çıkıp hedefleri, kuralları ve sınırları belirleyen, istisnaları yöneten kişi hâline geliyor. Ancak bir sisteme aksiyon alma yetkisini, kullandığı veriye ve içinde hareket ettiği sınırlara güvendiğiniz ölçüde verebilirsiniz. Bu yüzden güvenilir veri ve güvenli yetkilendirme, bu dönüşümün ön koşulu.
PRODA olarak veri güvenilirliği ve yetkilendirme üzerinde çalışıyoruz. Gateclave’i, mevcut ERP yatırımlarıyla birlikte çalışan, yapay zekâ ajanlarının erişimini ve işlemlerini kurumun kuralları çerçevesinde yöneten bir katman olarak konumlandırıyoruz.
Somut hedefimiz, her müşterimizde günlük işin parçası olan en az bir yapay zekâ ajanının çalışması. Önümüzdeki üç yılda Türkiye ve Kuzey Avrupa’daki çalışmalarımızı bu yönde büyütmek istiyoruz. Bunu yaparken müşterilerimizin mevcut sistemlerinden ve yıllar içinde oluşturduğu birikimden yararlanmayı önemsiyoruz.
ERP’nin bir sonraki versiyonu yeni bir ekran olmayacak; işi sizinle yapan dijital bir ekip arkadaşı olacak.
İlgili Linkler: ?>



