• 18 Nisan 2026 / Cumartesi 01:59
Volkan Abur

Volkan Abur

-

Volkan Abur 14 Temmuz 1980'de İzmir'de doğdu. Liseyi İzmir Atatürk Lisesi'nde tamamladı. Dokuz Eylül Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden sırasıyla 2002'de lisans, 2005'te yüksek lisans, 2011'de ise doktora ünvanlarıyla mezun oldu. 2000 yılından bu yana özel sektörde Yazılım Mühendisi, Ekip Lideri ve Yönetici olarak görev alan Abur 2023’te kendi kurduğu Nexmind3 yazılım ve danışmanlık şirketinde ekibiyle birlikte müşterilerin ihtiyaçlarına uygun yazılımlar geliştirmekte, proje yönetimi, gelişen teknolojiler, yeşil yazılımlar ve dijital çağın liderliği üzerine çalışmaktadır. 2025’te Londra şubesini de açmıştır. Nexmind3 YABİSAK (Yazılım Ve Bilişim Sanayicileri Kümelenme Derneği) ve YASAD (Yazılım Sanayicileri Derneği) üyesidir. Uluslararası Proje Yönetim Derneği PMI Türkiye’de uzun yıllar gönüllülük yapan Abur, Ege Yönetim Danışmanları Derneği ve BASIFED Dijital Dönüşüm Komisyonu üyesidir: Abur İzmir Ekonomi Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı ve İstanbul Nişantaşı Üniversitesi  Yazılım Mühendisliği bölümlerinde Dr. Öğretim üyesi olarak ders vermektedir.

Volkan Abur


-

Önceki Yazıları

 

Sürdürülebilirlik, Bir maliyet, Zorunluluk Ya Da Raporlama Değil, Doğru Teknoloji Ve 'Üçüz Akıl' Yaklaşımıyla Elde Edilen Stratejik Bir Rekabet Avantajıdır.

Bu röportajda, Nexmind3 yazılım ve danışmanlık şirketinin genel müdürü Volkan Abur ile sürdürülebilirlik, ESG ve yapay zekânın yazılım dünyasında yarattığı dönüşümü ele aldık. Green software yaklaşımından dijital olgunluğa, ESG’nin raporlamanın ötesindeki stratejik rolünden kurumlarda sahiplik konusuna kadar pek çok başlığı kapsamlı biçimde konuştuk.

1. Akademik çalışmalar, danışmanlık ve yazılım geliştirme gibi farklı alanlarda deneyiminiz var. Sizi tanımayanlar için kısaca soralım: Dr. Volkan Abur kimdir?

Bilgisayar mühendisiyim; lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimimi bu alanda tamamladım. Kariyerim boyunca yazılım geliştirme dünyasının farklı taraflarında aktif olarak yer aldım. Yazılım danışmanlığı, dijital sezgiyi ve yeşil yazılım bakış açılarını güçlendirme ve teknoloji odaklı organizasyonel değişim konuları, çalışmalarımın merkezinde yer alıyor.

Akademik tarafta üniversitelerde dersler veriyor; yazılım kalitesi, yeni nesil proje yönetimi, sistemler ve dijital liderlik başlıklarında hem öğrencilerle hem de profesyonellerle çalışıyorum. Akademiyi benim için değerli kılan şey, teorik bilginin sahadaki gerçek problemlerle sürekli temas halinde olması. Bu nedenle akademik çalışmalarımı, iş dünyasının ve sivil toplumun ihtiyaçlarıyla beslemeyi önemsiyorum.

Girişimcilik tarafında ise Nexmind3’ün kurucusu olarak; kurumların ve bireylerin dijital, kültürel ve sürdürülebilir dönüşüm yolculuklarına eşlik ediyorum. Gelişen teknolojiler, yeşil yazılım ve dijital çağda liderlik konularında; teknolojiyi bir amaç değil, değer üretmenin bir aracı olarak konumlandıran, insan ve gezegen odaklı bir yaklaşımı ön planda tutuyorum.

2. Nexmind3 nasıl bir ihtiyaçtan doğdu? Kuruluş motivasyonunu birkaç cümleyle nasıl özetlersiniz?

Nexmind3, 2023’ün sonunda İzmir’de doğdu ama başından beri yerel düşünmek için değil, küresel ölçekte değer üretmek için kurgulandı. İzmir’in insan odaklı ve üretken kültürünü bir çıkış noktası olarak alıp uluslararası projelerde rekabet edebilecek mühendislik disiplini, stratejik bakış ve sürdürülebilirlik anlayışıyla yolumuza başladık.

Uzun yıllar yerel şirketlerde deneyim kazanmış birisi olarak kuruluş motivasyonum; İzmir’den çıkan bir yapının büyük ölçekli, çok paydaşlı ve global projelerde güvenilir bir çözüm ortağı olabileceğini gösterebilmekti. Nexmind3’ü değer üreten, teknolojiyle ve yetişen nesillerle anlam ve etki yaratan bir dönüşüm ortağı olarak gördüm, ekip ve paydaşlarımızın desteğiyle bu hayalimi heyecanla sürdürüyoruz.

3. Bugün Nexmind3’ü sürdürülebilirlik, ESG ve yapay zekâ kesişiminde konumlandırıyorsunuz. Bu odak zaman içinde mi oluştu, yoksa en başından beri bilinçli bir tercih miydi?

Bu odak en başından beri bilinçli bir tercihti; ancak zaman içinde sahadaki deneyimlerle daha da netleşti. 10 yılı aşkın bir süredir sivil toplumda gönüllü olarak çalışırken teknolojik ilerlemenin; çevresel etki, toplumsal sorumluluk ve yönetişim boyutlarıyla birlikte düşünülmediği her senaryoda sürdürülebilir olamayacağını fark etmiştim. Covid19 pandemi süreci bu gerçeği iyice netleştirdi. Sürdürülebilirliği ve kapsayıcılığı merkezine almayan iyi bir sisteme sahip değilseniz, iyi bir sistem düşünürü değilseniz teknolojinin eli kolu bağlanıyordu. İşte Nexmind3’ün kuruluş aşamasında yazılım üretimini ve dijital dönüşümü tek başına ele almanın yeterli olmayacağını biliyordum.

Zaman içinde farklı sektörlerde, farklı ölçeklerde projelerde çalıştıkça şunu çok daha net gördüm: Sürdürülebilirlik artık bir yan başlık ya da raporlama konusu değil; yazılım mimarisinden karar alma mekanizmalarına kadar her şeyi etkileyen stratejik bir çerçeve. Yapay zekâ ve gelişen diğer tüm teknolojiler ise bu çerçevenin en güçlü hızlandırıcılarından biri. Nexmind3’ü, sürdürülebilirlik ve dijitalleşmeyi birbirinden ayrı değil; birbirini besleyen ve birlikte anlam kazanan alanlar olarak konumlandırmamızın nedeni bu.

Ve bu süreçte çok önemli bir keşif daha şu oldu benim için: Yazılım sektörü sürdürülebilirlik sorumluğu hissetmiyor. Sürdürülebilirlikle ilgili uygulamalar geliştiriyoruz ama ekiplerimizin ve yöntemlerimizin enerji açısından verimliliğini pek de umursamıyoruz.

4. ESG bugün birçok şirket için bir raporlama zorunluluğu olarak görülüyor. Sizce asıl kaçırılan nokta ne?

Bugün ESG’nin en çok kaçırılan noktası, onun bir “raporlama çıktısı” değil; bir karar alma ve tasarım çerçevesi olduğu gerçeği. Pek çok kurum ESG’yi, yıl sonunda doldurulması gereken tablolar ve hazırlanması gereken raporlar olarak görüyor. Oysa bu yaklaşım, ESG’nin dönüştürücü potansiyelini daha baştan sınırlıyor.

Asıl değer; ESG’nin stratejiye, ürün tasarımına, yazılım mimarisine ve günlük operasyonel kararlara entegre edildiği noktada ortaya çıkıyor. Örneğin enerji verimsiz bir yazılımı, raporda “bunu kullanarak dijitalleştik, şu kadar kazancımız oldu” diyerek sürdürülebilir sayamayız. Ya da kapsayıcılığı yalnızca insan kaynakları politikalarına sıkıştırmak, konunun özünü kaçırmak olur.

ESG doğru ele alındığında; kurumlara sadece regülasyon uyumu değil, daha dayanıklı, şeffaf ve uzun ömürlü bir iş modeli kazandırır. Kaçırılan nokta da tam olarak bu: ESG bir yük değil, doğru kurgulandığında güçlü bir rekabet avantajı.

5. AI destekli ESG sistemlerini, klasik raporlama ve sürdürülebilirlik araçlarından ayıran temel fark ne?

Klasik ESG ve sürdürülebilirlik araçları çoğunlukla geriye dönük çalışır; olanı ölçer, sınıflandırır ve raporlar. AI destekli ESG sistemlerini ayıran temel fark ise, sadece “ne oldu?” sorusuna değil; “neden oldu, ne olacak ve ne yapmalıyız?”sorularına da cevap verebilmesidir.

Yapay zekâ destekli sistemler; farklı kaynaklardan gelen büyük hacimli veriyi anlamlandırabilir, örüntüleri tespit edebilir ve riskleri henüz gerçekleşmeden görünür kılabilir. Bu da ESG’yi statik bir raporlama sürecinden çıkarıp, yaşayan ve yönlendirici bir yönetim aracına dönüştürür. Örneğin enerji tüketimi, yazılım kullanım alışkanlıkları ya da tedarik zinciri verileri üzerinden sadece geçmiş performansı değil, gelecekteki etkiyi de öngörmek mümkün hale gelir.

Kısacası klasik araçlar fotoğraf çekerken, AI destekli ESG sistemleri bir navigasyon sunar. Kurumlara yalnızca nerede olduklarını değil, nereye gitmeleri gerektiğini de gösterir.

Ve çok önemli bir nokta: AI sizinle birlikte öğreniyor, hatta sizden hızlı öğreniyor, sürdürülebilirlikle ilgili içgörülerinizi kuvvetlendiren önemli bir oyuncu olarak ekibinizde yer alıyor.

6. “Green software” kavramı sizce sektörde yeterince doğru anlaşılıyor mu?

Bir yazılımın gerçekten sürdürülebilir olduğunu söyleyebilmek için hangi kriterlere bakılmalı?

Açık söylemek gerekirse, Green Software kavramının sektörde hâlâ yeterince doğru anlaşıldığını ve yeterince önemsendiğini söylemek zor. Şu ifadeyle çok sık karşılaştım:  “O kadar problemimiz var ki buna sıra gelene kadar…” Çoğu zaman “bulutta çalışıyor olmak”, “kâğıt kullanmamak” ya da sadece enerji verimliliği iddiası, yazılımın sürdürülebilir olduğu varsayımıyla karıştırılıyor. Oysa yeşil yazılım, bir pazarlama söylemi değil; ölçülebilir ve tasarlanabilir bir mühendislik yaklaşımı.

Bir yazılımın gerçekten sürdürülebilir olduğunu söyleyebilmek için yalnızca sonuçlara değil, tasarım ve işletim biçimine bakmak gerekir. Öncelikle enerji tüketimi ve karbon ayak izi ölçülebilir olmalı; yazılımın ne kadar kaynak tükettiği, hangi altyapıda, hangi yoğunlukta çalıştığı şeffaf biçimde izlenebilmelidir. Bunun yanında performans, ölçeklenebilirlik ve gereksiz kaynak kullanımını önleyen mimari kararlar kritik önemdedir.

Yazılım geliştiren ekiplerin üretim sürecinde harcadığı elektriğe ve tükettiği karbona hâkim olan kaç yazılım şirketi var? Uzaktan çalışmanın yeşil yazılıma etkisi ne? Eski ve yavaş çalışan bir bilgisayarda çalışmalı mıyız? Sürekli donanım değiştiren bir şirkette mi çalışıyoruz?  Kullandığımız programlama dili, veritabanı sorgu şeklmiz, gereksinim belirleme yöntemlerimiz, resim formatlarımız, dosya arşivleme prosedürlerimiz, satın aldığımız araç ve hizmetler, UI/UX yaklaşımlarımız yeşil yazılım perspektifinden masaya yatırılıyor mu? Oyunlaştırma tabanlı Ecolead ürünümüzle ekiplere KPI’lar tanımlayarak tüm bu sorulara anlamlı yanıtlar vermelerini sağlıyoruz.

Sürdürülebilirlik yalnızca çevresel boyutla sınırlı değildir. Uzun ömürlü, bakımı kolay, teknik borcu düşük ve ekipler tarafından sürdürülebilir şekilde geliştirilebilen yazılımlar da bu kapsama girer. Kısacası green software; daha az enerji tüketen, daha uzun yaşayan ve daha sorumlu şekilde tasarlanan yazılım demek. Bu bakış açısı benimsenmeden, “yeşil” iddiası çoğu zaman yüzeyde kalır.

7. Dijital olgunluğu düşük bir şirket ESG yolculuğuna nereden başlamalı?

Bu tür projelerde “sahiplik” kimde olmalı: IT, finans, sürdürülebilirlik ekipleri mi, yoksa doğrudan üst yönetim mi?

Dijital olgunluğu düşük bir şirket için ESG yolculuğuna başlarken en büyük hata, doğrudan karmaşık raporlama çerçevelerine ya da ağır teknolojik yatırımlara girmek olur. Karbon ayak izi hesaplayabilmek elbette çok önemli ama önce bunu ham veriden erdeme giden yolculuğuna doğru formatla çıkarabilmek lazım doğru başlangıç noktası; mevcut verinin, süreçlerin ve karar mekanizmalarının sade bir fotoğrafını çekmek ve nerede durulduğunu net biçimde görmektir. ESG, dijital altyapıdan bağımsız ilerleyemez; ancak dijitalleşme seviyesi düşükken de başlatılabilir.

Bu noktada kullanımı kolay, esnek ve öğrenme eğrisi düşük araçlar kritik rol oynayabilir. Susthelix’i de tam olarak bu ihtiyaçtan hareketle konumlandırıyoruz: Kurumların mevcut verilerini kullanarak ESG metriklerini görünür kılan, karmaşık IT projelerine dönüşmeden ilerlemeyi mümkün kılan bir yapı. Böylece ESG, “sekiz ayda tamamlanacak büyük dönüşüm” olmaktan çıkıp, bugünden yarına hızla yönetilebilen bir sürece dönüşüyor.

“Sahiplik” konusuna gelince; ESG ne yalnızca IT’nin, ne finansın, ne de sürdürülebilirlik ekiplerinin tek başına sahipleneceği bir alan. Bu tür projelerde gerçek sahiplik üst yönetimde olmalı. Ancak başarı, şirketteki tüm departmanların katkısıyla gerçekçi olur. İşe alımlarda oryantasyon süreçlerinde çalışanlara kurum içi sürdürülebilirlik eğitimi veren kaç şirket vardır? Yazılım geliştirecek personele yeşil yazılımı anlatan dokümanlarımız, standart prosedürlerimiz var mı?

Üst yönetim iyi bir sistem düşüncesi ile bu kesişimi sahiplenmediği sürece ESG projeleri ya raporlamada sıkışır ya da sahada karşılık bulmaz. Finansın ölçüm gücü, IT’nin altyapı ve veri yetkinliği ve sürdürülebilirlik ekiplerinin çerçeve bilgisi bir araya geldiğinde mümkün olur.

8. Nexmind3’ü, ESG ve sürdürülebilirlik alanında çalışan diğer yazılım şirketlerinden ayıran temel farkı tek bir cümleyle nasıl tanımlarsınız?

Green Software Foundation Türkiye meetup grubunu kurarak yeşil yazılımı  kurumsal düzeyde Türkiye ile tanıştıran, kendi ürünü ile kendi sürdürülebilirlik raporunu yazan bir yazılım şirketi olarak sürdürülebilirliği bir raporlama katmanı olarak değil, yazılım mühendisliğinin doğal bir parçası olarak görüyor ve tasarlıyoruz bu da müşterilerimizin hem çevresel sorumluluklarını yerine getirmelerini hem de uzun vadede operasyonel maliyetlerini düşürerek daha dayanıklı bir yapıya kavuşmalarını sağlıyor.

9. Sürdürülebilirlik ve ESG yolculuğuna yeni çıkan şirketlere tek bir tavsiye verecek olsanız bu ne olurdu?

Sürdürülebilirlik ve ESG yolculuğuna çıkan şirketlere vereceğim tek tavsiye şu olurdu: Bu süreci bir uyum yükü olarak değil, nasıl karar aldığınızı ve nasıl değer ürettiğinizi yeniden düşünmek için bir fırsat olarak görün. 

Biz Nexmind3 olarak bu yaklaşımı 'üçüz akıl' olarak adlandırıyoruz: Dijital yetkinlikleri, kültürel dönüşümü ve yeşil mühendisliği aklın süzgecinden geçirerek, sadece bugünün değil, geleceğin de kazanan sistemlerini birlikte inşa edebiliriz.



390 kez görüntülendi. 02.02.2026  tarihinde eklendi.
Yukarı Dön