• 31 Ocak 2026 / Cumartesi 14:20
Gülay Savaş

Gülay Savaş

Dijital Dönüşüm Danışmanı

İ.T.Ü. Makina Fakültesini bitiren Gülay SAVAŞ, 1990 yılında aynı üniversitede Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik Mühendisliği, Sistem Analistliği Departman’ında masterını tamamlamış, akabinde aynı bölümde yaptığı “Yapay Sinir Ağları ile El Yazısı Karakterlerinin Tanınması” tezi ile 2000 senesinde Dr.Müh. ünvanını almıştır. İŞ YAŞAMI TECRÜBESİ: * İ.T.Ü Fen-Edebiyat Fakültesi Sistem Analistliği ve İ.Ü. Bilgisayar Müh. dept.’da toplam 13 sene öğretim görevlisi * Sun Microsytems _ Gantek Bilgisayar’da Teknik Koordinatör * Turcom Sistem Entegratörü firmasında Ürün Kanal ve Kurumsal Satış Koordinatörü * Bayer/BASF/Höchst işbirliğine Bilgi İşlem, Toplam Kalite ve SAP Koordinatörü * Microsoft Danışmanı (Microsoft Bütünleşik Yerel Yönetimler Platformu – E-devlet – projesinde) * Yönetim Danışmanları Derneği üyesi ve KOBİ danışmanıdır. * En son kendi girişimi olan Arya Akademi Eğitim, İletişim ve Danışmanlıkta, Akıllı Şirket, Akıllı Girişimci ve Teknoloji Danışmanlığı yapmaktadır. UZMANLIKLARI: * Teknoloji, İnovasyon, Akıllı Şirket Yapısı, Akıllı Girişimcilik, Algı Yönetimi , Zihin Bilimi, Metacognition (Öğrenmeyi Öğrenme), Eğitim Teknolojileri, NLP, Profesyonel Koçluk

Gülay Savaş

Dijital Dönüşüm Danışmanı

Son Yazıları

Neden Kurumsallaşmalıyız?

Şirketlerin yönetimine bir bilim olarak bakılmaya başlamasından (1880) bu yana tam 131 sene geçti. Yani “Yönetim biliminin ilk olarak Amerika’da Frederick Winslow Taylor” ile doğuşundan bu yana 131 sene geçti. Taylor o zamanın koşullarına uygun olarak “Örgüt bir makinedir, insan da onun parçasıdır” demişti. O tarihten yaklaşık 80 sene sonra yönetime farklı bir bakış geldi.

Humanistik psikolojinin babası Abraham Maslow yönetimi, şirketleri “Örgütsel bir davranış okulu” olarak tanımladı, insan odaklı yaklaştı ve motivasyona büyük önem verdi. 1970’lerden bu yana da “Organizasyonların içinde bulundukları duruma ve çevresel koşulların özelliklerine göre yönetim biçimini ve sistemini etkileyen faktörleri” tanımlayan “durumsallık yaklaşım” gündemdedir. Amerika ve Avrupa’daki çoğu şirket senelerdir, yönetime bir bilim olarak bakılan bu yaklaşımlarla yönetilmektedir. Yani bir şirket ilk kurulduğu anda bile kaç kişi olursa olsun, ne iş yaparsa yapsın bu kriterlere, değerlere göre yapısını kurmaktadır.

Değişime çoğu zaman kapalı, hala gelenekçi olan toplumumuza geldiğimizde ise çok farklı bir tablo ile karşılaşıyoruz. Hala babadan kalma usullerle iş yapan, hala “annesinin margarinini kullanan”, yapısını tamamen duygusal ilişkilerle kurmuş birçok şirket görüyoruz.

Son zamanlarda pek çok firma sahibinin ağzından sık sık şu ifadeleri duyar olduk: “İşimizi çok iyi bilmemize rağmen, süreçlerinizi yönetmekte sıkıntı yaşıyoruz” , “Müşterilerimizden gelen talepleri karşılamada zaman problemi yaşıyoruz”, “Ciromuz aynı kalmasına rağmen verimliliğimiz/karlılığımız geçen seneye göre düştü.”, “Rakiplerimiz bizden ilerde” , “kalifiye eleman bulamıyoruz” vb.

Bu firmaları içerden bir gözlemlediğimizde ise bazen üretim müdürü, bazen finans müdürü, bazen ar-ge elemanı, bazen muhasebeci, bazen insan kaynakları sorumlusu gibi çalışan yorgun yöneticiler ve motivasyonu düşük, huzursuz bir şekilde bir oraya bir buraya koşuşturan insanlar gözlemliyoruz.

PEKİ NEDİR BURADAKİ SIKINTI? KURUMSALLIK!!! KURUMSALLIK!!! KURUMSALLIK!!!

PEKİ NEDİR KURUMSALLAŞMAK ve BUNU NASIL YAPACAKSINIZ?

Kurumsallaşma deyince şirket yönetiminin profesyonellere devredilmesi anlaşılmamalıdır. Hatta Şirket kurumsallaşırken aile bireyleri kendileri de bu kurumsallaşmaya ayak uydurabilirlerse profesyoneller gibi görev alabilirler. Peki nedir kurumsallaşma? Kurumsallaşma, en yalın anlatımla, konu ne olursa olsun her türlü etkileşim ve iletişimde belirli kuralların hakim olmasıdır. Diğer bir deyişle

İş ile iş, İş ile insan ve İnsan ile insan arasındaki her türlü ilişkinin tanımlanması ve bunlara düzen getirilmesi olarak görmek mümkündür.

Kısacası Kurumsallaşma, İnsan-iş-teknoloji faktörlerini birleştiren, entegre eden bir sistemdir.

Bu bütünleştirme sürecinde; bilginin, verinin yönetimi, bütünleştirilmesi büyük önem kazanmaktadır. Bilgi yönetimi; işletmelerin ve ulusal ekonomilerin mevcut ve potansiyel rakiplerine kıyasla rekabet güçlerini artırmak ve sürdürmek için gerekli olan bir süreçtir.

Bilgi yönetimi, bilginin paylaşılması ve kullanımını hızlandırmak ve artırmak için kişiler ve organizasyonel kültür üzerinde önemle durur; bilgiyi bulmak, yaratmak, elde etmek ve paylaşmak için yöntemler veya süreçlere önem verir ve bilginin depolanması ve erişilebilir bir hale getirilmesi ile farklı mekanlarda olan kişilerin birlikte çalışabilmesi için teknolojiye odaklanır.

İşte tam bu noktada özellikle üretim yapan şirketler için ERP (Kurumsal Kaynak Planlaması) çözümleri, kurumu bu organizasyonel ve teknolojik kültüre ve dolayısıyla uluslararası platforma taşır.

Günümüzde ERP artık bir kurumun yaptığı işin bütününü yansıtan bir kavram olarak kullanılır. Diğer bir deyişle, ERP bir kurumun tüm bileşenlerinin bir bütün olarak görülmesine, süreçlerin anlık takibine, her türlü raporun anlık üretilmesine, stratejik kararların çok daha kolay alınmasına imkan verir. ERP; bir kurumun kendi iç süreçlerini bütünleşik bir yapıda gerçekleştirmeye imkan tanırken, işin kurum sınırları dışına taşan kısmının da desteklenmesini sağlar.

Günümüzde şirketler için maliyetlerin etkin biçimde yönetimi son derece önemlidir. Her geçen gün farklılığı azalan ürün ve hizmetlerin getirdiği rekabet, şirketlerin bir diğer önemli sıkıntısıdır.

Her ne kadar orta ölçekli kurumlar bu tür çözümleri hayata geçirmekte büyük ölçekli kurumlardan biraz daha yavaş olsa da ERP tüm bu sorunlara çözüm getirmektedir.

Fakat bir kez daha hatırlatmakta yarar var. Doğru teknolojinin, doğru yerde, doğru şekilde ve doğru zamanda kullanılması gerekmektedir.



1465 kez görüntülendi. 06.17.2019  tarihinde eklendi.
Yukarı Dön