• 16 Eylül 2026 / Çarşamba 12:20
Mehmet Kemal Aslan

Mehmet Kemal Aslan

Bilgi Teknolojileri ve Dijital Dönüşüm Direktörü

Mehmet Kemal Aslan, kurumsal yazılımlar, ERP projeleri, bilişim teknolojileri, siber güvenlik ve dijital dönüşüm alanlarında 25 yılı aşkın deneyime sahip bir teknoloji yöneticisidir. Ege Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı ön lisans eğitiminin ardından Anadolu Üniversitesi İşletme ve Yönetim Bilişim Sistemleri bölümlerini tamamladı. Akademik gelişimini Ege Üniversitesi İşletme yüksek lisans programıyla sürdürdü. Kariyerine 1999 yılında Yazılım Geliştirme Uzmanı olarak başlayan Aslan; ilerleyen yıllarda Takım Lideri ve Yazılım Grup Yöneticisi görevlerini üstlendi. Bu dönemde özel bir ERP yazılımının insan kaynakları, bordro, personel devam takip, stok, bakım ve üretim modüllerinin geliştirilmesi, desteklenmesi ve kullanıcı eğitimlerinin verilmesinden sorumlu oldu. 2005–2012 yılları arasında Oracle ERP’ye entegre bordro ve dış ticaret modüllerinin geliştirilmesinde Proje Yöneticisi olarak görev yaptı. Türkiye genelinde 10’dan fazla Oracle ERP projesinde teknik ve fonksiyonel danışmanlık yürütürken, 15 kişilik yazılım ekibini de yönetti. 2012 yılında Batıçim Batı Anadolu Çimento Sanayii A.Ş.’de ERP Uzmanı olarak göreve başladı. İkisi halka açık olmak üzere beş şirketten oluşan Batı Anadolu Grubu’nun ERP ve dijitalleşme çalışmalarına katkı sağladı. 2017 yılında Bilgi Sistemleri Şefi, 2018 yılında ise Bilgi Sistemleri Müdürü oldu. Altı yıl boyunca grubun bilişim teknolojileri, siber güvenlik ve dijital dönüşüm süreçlerini stratejik düzeyde yönetti. Haziran 2023’ten bu yana Kontek Enerji’de Bilgi Teknolojileri ve Dijital Dönüşüm Direktörü olarak görev yapan Mehmet Kemal Aslan, şirketin BT yapılanmasını sıfırdan oluşturdu. Sunucu, veri depolama, ağ ve güvenlik altyapılarının yenilenmesini sağladı; ERP seçim ve kurulum projelerini tamamladı. Böylece şirketin halka arz hedefleriyle uyumlu, güvenli ve ölçeklenebilir bir teknoloji altyapısına kavuşmasına öncülük etti. Aynı zamanda tam otonom ve robotik üretim hatlarına sahip Maxxen fabrikasının bilişim altyapısının kurulmasını yönetti. Günümüzde Kontek Enerji Grup şirketlerinin bilişim, siber güvenlik ve dijitalleşme süreçlerini stratejik düzeyde yönetmeye devam etmektedir.

kemalaslan@kontekenerji.com.tr

Mehmet Kemal Aslan


Bilgi Teknolojileri ve Dijital Dönüşüm Direktörü

Önceki Yazıları

 

Dijital Dönüşüme Yeni Adım Atan Şirketler İçin Low-Code/No-Code Yol Haritası

ERP Bir Süreç ya da Geliştirme Platformu Değildir

Kurumsal Kaynak Planlama (ERP) sistemleri; finans, üretim, satış, satın alma, insan kaynakları ve tedarik zinciri gibi temel süreçleri kayıt altına almak ve raporlamak üzere tasarlanmıştır. Kullandıkları veri modelleri, tasarlanan süreçler, raporlama mimarisi ve kodlama teknolojileri tamamen bu amaca göre şekillenmiştir. Kısacası ERP, kurumun finansal ve operasyonel hafızasıdır ve tasarımı bu işlevle uyumludur.

ERP dönüşümünü tamamlamış ve Bilgi Teknoloji Departmanı olgunlaşmış pek çok kurumda iş birimlerinden gelen yeni talepler ERP üzerinde özelleştirme yapılarak ya da paralel süreçler kurularak karşılanmaya çalışılıyor. ERP’ nin yalın kullanımı bu makalenin konusu değil; ancak söz konusu yaklaşımın kurumlara yaşatacağı temel sıkıntıları kısaca hatırlatmak gerekir:

  • ERP üzerinde geliştirme zordur, maliyetlidir ve teknik uzmanlık gerektirir; geliştirmeler yalnızca BT aracılığıyla yönetilebilir, canlıya alımlarda iş sürekliliğini etkileyen kesintilere yol açabilir.
  • Gereksiz lisans kullanımı yaratır.
  • Kapsam dışı veri ve doküman yüklemeleri; zamanla yönetilemeyen veri büyüklüklerine, performans sorunlarına ve yedekleme zorluklarına yol açar.
  • Belki de en kritiği, kurumlar farkında olmadan gölge BT (shadow IT) tuzağına düşer. Çalışanlar BT'yi beklemek yerine kontrolsüz Excel dosyalarına, e-posta üzerinden yürütülen onay akışlarına ve kişisel uygulama çözümlerine yönelir. Veri dağılır, güvenlik açıkları büyür, süreçler kişilere bağımlı hale gelir, kurumsal hafıza kaybolur.

ERP'yi yalın bırakın. ERP'nin kapsamı dışındaki tüm süreçleri, kullanıcıların katılımıyla geliştirebileceğiniz platformlara taşıyın.

 

Low-Code / No-Code Platformlar Hangi Boşluğu Dolduruyor?

ERP'nin sınırını çizdik. Peki bu sınırın ötesindeki süreçleri kim, hangi araçla yönetecek?

Low-Code/No-Code platformlar tam bu boşluk için tasarlandı. Bu platformlar; görsel arayüzler, sürükle-bırak bileşenler, hazır iş akışları ve standart entegrasyon modülleri aracılığıyla uygulama geliştirmeye olanak tanıyan yazılım ortamlarıdır. Low-Code, sınırlı teknik bilgiyle karmaşık süreçlerin hayata geçirilmesine; No-Code ise tek satır kod yazmadan, sürece hâkim iş kullanıcılarının uygulama üretebilmesine imkân tanır.

Bu ortamların ERP üzerindeki geliştirme süreçleriyle kıyaslandığında öne çıkan yönleri:

Hızlı ve düşük maliyetli geliştirmeler yapılmasına olanak sağlar.

Geliştirmeler iş birimlerinin ihtiyaçlarına özel (tailor-made) tasarlandığı için devreye alma süreçleri kısa, kullanıcı sahiplenmesi yüksektir; klasik kurumsal yazılım projelerinde sıkça karşılaşılan kullanıcı direnci büyük ölçüde ortadan kalkar.

Zaman içinde ortaya çıkan değişiklik ve güncelleme talepleri çok daha düşük maliyetle, kısa sürede karşılanabilir.

Mobil erişim, çevrim dışı çalışma ve modern arayüz beklentileri bu platformların standart yetenekleri arasında yer alır; ayrı bir mobil uygulama geliştirme yatırımı gerektirmez.

Entegrasyon yetenekleri sayesinde birçok platformla veri, doküman ve süreç ilişkisi kurulabilir.

Raporlama yetenekleri, verinin daha iyi okunabileceği görseller oluşturmanıza olanak sağlar.

Low-Code/No-Code pazarındaki büyümede anlatılanları destekler nikelikte. Gartner'a göre 2025 yılı itibarıyla yeni geliştirilen kurumsal uygulamaların yaklaşık %70’ i bu teknolojilerle üretilecek; bu oran 2020'de %25’in altındaydı.

Ayrıca bu platformların kurumsal hayatta üstlendiği alan da oldukça geniştir: izin ve onay süreçleri, iş süreçleri otomasyonu, sözleşme yönetimi, doküman yönetimi, bilgi formları, kalite yönetim sistemleri, müşteri ve tedarikçi portalları, anketler, formlar, raporlama kokpitleri vb. Bu süreçlerin hiçbiri ERP'nin çözmesi gereken problemler değildir; ancak hepsi dijital bir altyapıya, kullanıcı dostu bir arayüze ve kurumsal sistemlerle entegrasyona ihtiyaç duyar.

 

BOAT Perspektifinden Low-Code / No-Code  Platformların Konumu

Low-Code/No-Code platformlar yalnızca teknik bir seçim değil, işin tamamını etkileyen stratejik bir karardır. İş, operasyon, uygulama ve teknoloji (BOAT – Business, Operations, Applications, Technology) katmanlarının tümüne doğrudan etki eder.

Bu nedenle platformu her katman için ayrı ayrı değerlendirmek gerekir. Bu yaklaşım, yatırımın sağlayacağı değeri daha net ortaya koyarken, seçim sürecinde gözden kaçabilecek riskleri de erken aşamada görünür hale getirir.

İş katmanında (Business) bu platformlar, dijitalleşme önceliklerini BT bütçesinin ve geliştirme kapasitesinin kısıtlarından kurtarır. Klasik modelde aylarla ölçülen teslim süreleri haftalara, basit süreçlerde günlere iner. İş birimleri "BT bekliyorum" söyleminden "süreçlerimi geliştiriyorum" söylemine geçer; dijital dönüşüm bir BT projesi olmaktan çıkar, iş sahipliğinde ilerleyen kurumsal bir programa dönüşür.

Operasyon katmanında (Operations) bu platformlar, BT’nin kontrolü ile kullanıcıların kendi çözümlerini geliştirme özgürlüğü arasında dengeli bir yapı kurulmasını sağlar. Geleneksel modelde iki uç vardır: tüm geliştirme BT'de toplanır (yavaş ama kontrollü) ya da kullanıcılar Excel ve kişisel uygulamalarla kendi çözümlerini üretir (hızlı ama denetimsiz). Low-Code/No-Code platformlar üçüncü yolu açar: yetkilendirilmiş özerklik. Geliştirme yetkisi iş birimlerine devredilirken; mimari standartlar, entegrasyon politikaları ve yetkilendirme kuralları BT'de kalır. Bu modelin somut çıktıları belirgindir: gölge BT küçülür, süreçler kişilere değil platforma bağlı yürür ve KVKK, ISO 27001 gibi denetim çerçevelerinin temel beklentisi olan izlenebilirlik varsayılan olarak sağlanır.

Uygulama katmanında (Applications) Low-Code/No-Code platformlar, kurumun uygulama portföyüne yeni bir mimari rol kazandırır: orkestrasyon ve kompozisyon katmanı. Bu rolün en pratik sonucu, "ERP içine sıkıştırılmış" süreçlerin ait oldukları yere taşınmasıdır. İzin yönetimi, sözleşme onayı, satınalma talepleri gibi süreçler ne finansal kayıt yaratır ne de envanter etkisi vardır; ERP'nin temel veri modeline ait değildir. Low-Code/No-Code platforma taşındıklarında ERP yalın kalır, sistem sınırları netleşir Tabi burada dikkat edilmesi gereken bir denge vardır: her şeyi Low-Code/No-Code 'a taşımak, başlangıçtaki sadeleşme hamlesini zamanla yeni bir karmaşıklık katmanına dönüştürebilir.

Teknoloji katmanında (Technology) Low-Code/No-Code platformlar; bulut yada yerel mimari, API alt yapısı, rol bazlı yetki yönetimi, denetim izleri ve uçtan uca güvenlik altyapısıyla gelir. Bu özellikler artık ayırt edici fark değil, asgari beklentidir; değerlendirmede varlığını değil olgunluğunu ölçmek gerekir. En hızlı dönüşüm ise yapay zekâ entegrasyonları tarafında yaşanıyor: doğal dilden uygulama oluşturma, akıllı veri eşleme, doküman anlama (OCR + LLM) ve süreç önerisi gibi yetenekler artık platformların standart yapı taşları arasında. Bir sözleşme metninden anahtar verileri çıkarıp formu otomatik dolduran bir akış, klasik bir Low-Code/No-Code platformla saatler alırken; yapay zekâ entegre platformla dakikalarla ölçülen bir geliştirmeye iner. Son olarak, platformun kendi sürdürülebilirliği, bulut sağlayıcısı bağımlılığı, veri taşınabilirliği, üretici firmanın yol haritası,beş ila on yıllık zaman göz önüne alınarak değerlendirilmelidir.

 

Citizen Developer: BT'nin Yeni İş Ortağı

Low-Code/No-Code platformların en önemli katkısı teknik değil, organizasyoneldir. Klasik ERP modelinde iş birimleri sadece talep oluşturur; geliştirme tamamen BT’nin sorumluluğundadır. Süreç; analiz, geliştirme, test ve canlıya alma adımlarından oluşan uzun bir sırayla ilerler ve iş birimleri bu sırayı beklemek zorunda kalır.

Bu yapı zamanla “bekleme ekonomisi” yaratır ve hem iş birimlerinde hem de BT tarafında sabırsızlığa yol açar.

Low-Code/No-Code kodlu platformlar bu denklemi yeniden kurar. Teknik altyapısı olmayan fakat süreç becerisi ve yazılım ilgisi olan iş birimi çalışanlarını vatandaş geliştirici (citizen developer) sıfatıyla sürece dahil eder; platform üzerinde form geliştirir, süreç akışı kurar, rapor üretir, basit kontroller tanımlar. BT bu geliştirmeleri denetler, mimari ilkeleri belirler, entegrasyon katmanını ve veri güvenliğini yönetir, kurum genelinde standart bileşen kütüphanesini oluşturur. İki taraf birbirini beklemez; paralel ilerler.

Raporlama farkı da bu noktada belirginleşir. Geleneksel kurum içi ERP sistemlerinde rapor geliştirmek hem teknik bilgi hem uzun bir geliştirme süresi gerektirir. Modern düşük kodlu platformlar, bulut mimarisinin esnekliği ve hazır görselleştirme bileşenleriyle çalışır; iş birimleri kendi raporlarını, kendi panellerini kendileri kurar. Karar verme döngüsü kısalır.

Vatandaş geliştiricilerin sürece katılımı, dijitalleşmeye karşı oluşan iç direnci kırar ve dönüşüm hızını belirgin biçimde artırır.

 

Seçim ve Satın Alma Yol Haritası

Low-code/No-Code ekosisteminde çok sayıda alternatif platform mevcuttur. Platformların kapsamı, lisanslama modeli, entegrasyon kabiliyeti, yapay zekâ olgunluğu ve kullanıcı deneyimi birbirinden ciddi biçimde ayrışır. Doğru platformu seçmekancak yapılandırılmış bir süreçle mümkündür. Kendi kurumumuzda uyguladığımız yol haritasını paylaşmak istiyorum.

  1. İhtiyaç tespiti: İş birimlerine Low-Code/No-Code platformlarını tanıtan bir eğitim verildiArdından birimlerden, dijitalleştirmek istedikleri süreçleri ve hayata geçirmek istedikleri takvimi iletmeleri istendi. Bu adım, aynı zamanda iş birimlerinin platformdan beklentisini en baştan netleştirir.
  2. Proje ekibinin kurulması: Talepler analiz edildikten sonra ilk etapta platforma en fazla ihtiyaç duyan birimlerin (insan kaynakları, hukuk, kurumsal iletişim, kalite yönetimi ve Ar-Ge) temsilcilerinden bir proje ekibi oluşturuldu. Proje ekibi, BT Koordinatörlüğünde hem değerlendirme sürecinin paydaşı hem de platformun ilk vatandaş geliştirici (citizen developer) olarak konumlandı.
  3. Uzun liste: BT tarafında yapılan teknik ön elemede, ekosistemde yaygın olarak kullanılan ve kurumun mimarisine uygunluğu değerlendirilen platformlar belirlendi. Her birinden proje ekibine ürün tanıtımı talep edildi; tanıtımlarda standart bir gündem (form geliştirme, süreç tasarımı, entegrasyon, yetki yönetimi, raporlama, fiyatlama modeli) takip edildi.
  4. Kısa liste: Tanıtım sonrası ekiple yürütülen değerlendirme toplantılarında iki platformdan oluşan kısa liste oluşturuldu. . Seçim kriterleri yalnızca teknik yetenekle sınırlı tutulmadı; kullanıcı deneyimi, üretici firmanın yerel destek kapasitesi ve yol haritasındaki yapay zekâ yatırımları da göz önünde bulunduruldu.

 

Kavram kanıtlama (Proof of Concept — PoC) çalışması:

Her iki platforma da üç senaryo verildi: form geliştirme, süreç geliştirme ve sözleşme yönetimi. İki haftalık süre içinde ekip platformları doğrudan test ederek geliştirme hızını, hata ayıklama deneyimini ve son kullanıcı arayüzünü değerlendirdi. Bu adım sürecin en kritik aşamasıdır; çünkü demo izlemek ile gerçek senaryoyu deneyimlemek arasındaki fark ancak PoC sırasında net şekilde ortaya çıkar.

Referans Görüşmeleri:  PoC ile birlikte sürecin en kritik aşamasıdır. Dijitalleşme projelerinde başarı, yalnızca kullanılan uygulama ile değil; kurum kültürü ve proje yönetimi gibi belirleyici unsurlarla ölçülür. Bu nedenle, hem tedarikçinin önerdiği hem de kendi ağımız üzerinden ulaştığımız kullanıcılarla görüşerek gerçek saha deneyimlerini analiz ettik.

Pazarlık ve satın alma: Satın alma departmanı ile, kurumun büyüme planı, kullanıcı projeksiyonları ve önümüzdeki 5 yılda dijitalleştirilmesi planlanan süreç sayısı gözetilerek müzakere yürütüldü. Kullanıcı bazlı, süreç bazlı ve sınırsız kullanıcılı lisans modelleri karşılaştırıldı; toplam sahip olma maliyeti (TCO) üzerinden değerlendirme yapıldı.

Sürecin en kritik aşaması PoC çalışmasıdır. Platformu gerçek senaryolarla test etmeden verilen satın alma kararları, kuruma yıllarca sürecek uyum sorunları bırakır.

 

Yapay Zekâ Kod Yazıyor — Peki Sonrası?

Yapay zekâ destekli kod üretimi son iki yılda hızlı bir olgunlaşma sürecine girdi. Teknik altyapısı olmayan kullanıcılar, doğal dil komutlarıyla çalışan uygulamalar üretebiliyor; üretici yapay zekâ araçları kod blokları, arayüz taslakları, hatta küçük çaplı uygulamalar oluşturabiliyor. Bu gelişme bazı yöneticilerde haklı bir soru doğuruyor: Düşük kodlu platforma artık gerek var mı?

Cevap, kurumsal BT yönetişimi açısından nettir: kod üretmek ile kodu kurumda sürdürülebilir kılmak iki ayrı disiplindir.

Yapay zekânın ürettiği kod, deneyimli bir yazılım mühendisinin yazdığı koddan yapısal ve mimari olarak ayrışır. Bu kodlar; güvenlik, performans, sürdürülebilirlik ve standartlara uygunluk açısından BT ekiplerinin titiz bir denetiminden geçmek zorundadır. Bunun ötesinde, bir kullanıcının kendi makinesinde ya da kişisel hesabında çalışan bir uygulama kurumsal bir varlık değildir: yetki yönetimi yoktur, kurumsal sistemlerle entegrasyonu yoktur, versiyon kontrolü yoktur, denetim izi yoktur. O kullanıcı kurumdan ayrıldığında uygulama da onunla gider; kurumsal hafıza yine kaybolur.

Bu nedenle vatandaş geliştiricilerimizden yapay zekâ ile doğrudan kod yazmalarını değil, düşük kodlu platform üzerinde yapay zekânın üretkenliğinden yararlanmalarını bekliyoruz. Modern Low-Code/No-Code platformları kendi içinde yapay zekâ asistanları, doğal dilden iş akışı üretimi, otomatik form oluşturma, akıllı veri eşleme ve süreç önerme yetenekleriyle gelişiyor. Platform, yapay zekânın hızını kurumsal standartlarla, entegrasyon katmanıyla, veri güvenliğiyle ve yetki yönetimiyle çerçeveler. Sonuç hem hızlı hem yönetilebilir bir geliştirme ortamıdır.

Low-Code/No-Code platform, kurumun dijital uygulama ekosisteminde bir orkestra şefi gibi çalışır. Tüm uygulamalar tek bir orkestrasyon katmanı üzerinden yönetilir, birbirleriyle konuşur, kurumun her kademesine doğru veriyi doğru yetkiyle ulaştırır. Yapay zekâ bu orkestranın yeni bir enstrümanıdır; ama orkestra şefinin yerine geçen bir araç değildir.

 

Dijital Dönüşümün Merkezinde Low-Code/No-Code Var

Low-Code/No-Code platformlar, dijital dönüşüm yolculuğunda BT mimarisinin vazgeçilmez bir katmanıdır. ERP, finansal ve operasyonel kayıt katmanı olarak yalın tutulduğunda; ERP dışında kalan tüm süreçler bu platforma taşındığında kurumun dijital omurgası tutarlı bir şekilde şekillenir. Birimler arası veri akışı netleşir, gölge BT küçülür, kurumsal hafıza korunur.

Entegrasyonların merkezine oturtulan, yapay zekâyla güçlendirilmiş ve vatandaş geliştiricilerle (citizen developer) beslenen bir Lov-Code/No-Code ekosistemi, BT departmanını darboğaz olmaktan çıkarır; iş birimlerini ise dönüşümün gerçek sahibi haline getirir. BOAT perspektifinden bakıldığında bu, yalnızca bir teknoloji tercihinin değil; iş, operasyon, uygulama ve teknoloji katmanlarının aynı anda yeniden konumlandırıldığı bütüncül bir yönetişim kararıdır. Doğru tasarlandığında, kurumun gelecek on yıldaki dijital esneklik kapasitesini doğrudan belirler.



391 kez görüntülendi. 25.08.2026  tarihinde eklendi.
Yukarı Dön